bir buğdayla başladı hikâye.
yine bir bahardı,
kendi toprağımdan çıkarıp,
ellerimle verdim canım, suyum
benziyordun ona
buğdayla büyüyordun gün be gün
sonra
cennetin doğusunda avunduk
incir yapraklarıyla mağrur
sen
yasak güneş altında olgun, kavruk
çatlak teninle
kuru rüzgârla nazlanıyordun
ekmeğim
her taneni bilmek, tatmak istedim
ıssızlığa savrulduğumuz gün
sanki daha dün.
sonra
umarsızca düştüğümüz bu boşluk
bulutlara seni sordum
ağladılar
kuşlarla selam ettim
gülüp geçtiler
boynuz kulağı geçer mi hiç
ferhat, kerem, mecnun
bilmezler âdem yanmış
ipsiz bir mum
sonra
sen
bulutların ağlamadığı
kuşların gülüşmediği yerdeymişsin
şah damarına yakın
tam da
buğdayın geçtiği yerde
ikimizin birden
ellerimizi semaya açıp
güldüğü yerde.
sonra
hepimiz birer incir çekirdeği olup
gönüller kırmışız,
tam da o yerde
buğday yerine iri kızıl
düğüm düğüm bir elma bırakmışız
sonra
şerbetle şekerle gönül alıp
kabak tadında tatlılar yapmışız
oysa
asıl tatlı olan
cennetin doğusundaki o buğdaymış
çatlak tenli, olgun
hani şu kavruk
mağrur
yalnızlığımın aynası
ekmeğim
can suyum…
Devamını Oku!
Eserlerimiz
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumartesi, Şubat 07, 2009
Cuma, Kasım 07, 2008
Tuz
Yazar
RainMan
Göz yaşlarımı silmedim şimdiye kadar;
Hissettim tuzunu, tuzu kuru insanların, kuru gürültüleri içinde..
Senin denizinde boğulmak üzereyim bu sefer de,
Tuzun göz yaşlarımı bile acıtıyor, uyuşturuyor..
Sonrası mavi atlas döşeğimde sıcak, uygunsuz rüyalar:
Beyaz bir nilüfer utancından pembe pembe oluyor,
Yosunlar okşuyor tenimi, denizanası bağrına basıyor..
Şuursuzca, pervasızca, peşinde olduğum ne bilmeden,
Rengarenk mercanlara ve sürülere karışarak en dibe varıyorum..
Ve sonunda denize anlamını veren deniz kızı görünüyor..
Ordaydı işte, bana gülümsüyordu, beni çağırıyordu..
Belden aşağısı ben, yukarısı sendin;
Kocaman gülüşünle,saçlarınla,etinle ve sevginle insandın,
Ben ise bir pul kadar bile değerli olamayan pul yumağıydım..
Deniz kızına yaklaştıkça ayaklarımın altı ısınıyor,
Ve en sonunda da altımda kaynamaya başlayan kum beni
Hiç şüphe yok en sıcak rüyaya, magmaya çekiyordu..
Sonra derken, artık her noktasıyla karanlık dipten de düşerken,
Cesedimden yalnızca kellem kalmış dipte, hafif de üşüyorum,
Güneş ışığı sızıyor en yukarıdan en dibe, kellem şaşkın,
Son bir aydınlık, göz yordamıyla deniz kızını arıyorum,
Yazık, gitmiş oluyor sabah güneşiyle, gitmiş oluyor uyanınca..
Yaşam yine başlıyor ve ben yine tuzlukta bir tuz zerreciğiyim,
Akıp gidiyorum tatsız yaşama, tat olabilmekten bihaber…
04.57 , 07.11.08
Devamını Oku!
Hissettim tuzunu, tuzu kuru insanların, kuru gürültüleri içinde..
Senin denizinde boğulmak üzereyim bu sefer de,
Tuzun göz yaşlarımı bile acıtıyor, uyuşturuyor..
Sonrası mavi atlas döşeğimde sıcak, uygunsuz rüyalar:
Beyaz bir nilüfer utancından pembe pembe oluyor,
Yosunlar okşuyor tenimi, denizanası bağrına basıyor..
Şuursuzca, pervasızca, peşinde olduğum ne bilmeden,
Rengarenk mercanlara ve sürülere karışarak en dibe varıyorum..
Ve sonunda denize anlamını veren deniz kızı görünüyor..
Ordaydı işte, bana gülümsüyordu, beni çağırıyordu..
Belden aşağısı ben, yukarısı sendin;
Kocaman gülüşünle,saçlarınla,etinle ve sevginle insandın,
Ben ise bir pul kadar bile değerli olamayan pul yumağıydım..
Deniz kızına yaklaştıkça ayaklarımın altı ısınıyor,
Ve en sonunda da altımda kaynamaya başlayan kum beni
Hiç şüphe yok en sıcak rüyaya, magmaya çekiyordu..
Sonra derken, artık her noktasıyla karanlık dipten de düşerken,
Cesedimden yalnızca kellem kalmış dipte, hafif de üşüyorum,
Güneş ışığı sızıyor en yukarıdan en dibe, kellem şaşkın,
Son bir aydınlık, göz yordamıyla deniz kızını arıyorum,
Yazık, gitmiş oluyor sabah güneşiyle, gitmiş oluyor uyanınca..
Yaşam yine başlıyor ve ben yine tuzlukta bir tuz zerreciğiyim,
Akıp gidiyorum tatsız yaşama, tat olabilmekten bihaber…
04.57 , 07.11.08
Devamını Oku!