Bir kaç ay önceydi, doğum günümdü. İstanbul'da ve yalnızdım, tam da o günde hem de.
Bir kıza yıllar sonra ilk defa neredeyse aşık olmuştum. Kendimden 5 yaş büyük bir kıza aşık oluyordum. az tanıyordum, az görüşmüştük ama sanki onu yıllardır tanıyor gibiydim. "Tamam ya artık ben olgunlaştım, yaşlandım, o işler benden geçti, artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz, eskisi gibi hissedemem" derken bir kızın karşısında aptallaşabiliyordum ilk defa. Hatta uzun bir süredir ilk defa dışarıda bir mekanda 2 bira içip sarhoş olmuştum. Sarhoş eden alkol değil, O'ydu çünkü.
Doğum gününde bir şeyler yapalım mutlaka demişti. Ama o gün gelip çattığında hastaydı, dışarı çıkmak istemedi, ben evine gittim. Sevimli, herkesin hayal edip de sahip olamayacağı kadar güzel bir evi vardı. Kendi gibiydi. 3-4 katlı bir binanın teras katıydı ve terasından bütün boğazı, boğaz köprüsünü, ve İstanbul'un o anlamsız keşmekeşini görebiliyorduk. İçeride oturduk biraz, sonra dışarı çıktık. Hastaydı ama beni kırmak istememişti. Elimizde şarap vardı, bir de hayatımda yediğim en güzel patlamış mısır. Mısırın tadı hala ağzımdadır, üzerine nasıl bir zeytinyağı gezdirmiş, nasıl bir baharat koymuşsa bilmiyorum, unutamıyorum.
Havanın soğukluğu, yıldızların parlaklığı, manzaranın güzelliği ve onun o siyah gözleri ile anın kusursuzluğunun bu kadar yakınımızda olabileceğini hiç bilemezdim. Ama gerçekti. Balkonun kenarında ben ona doğru dönük o dışarı doğru bakarken, uzaklara dalıp gittiği bir anda kendiyle ilgili gerçekten özel bir şey söyledi. Hafifçe gözleri doldu, soğuktan mı, yoksa söylediği şeyle ilgili korkusundan mı bilmiyorum, biraz titredi. İşte o an gerçekten mutluydum. Ne benden büyük olması, ne beni aslında sevmiyor oluşu ne de aramızda herhangi bir şeyin - romantik anlamda - yaşanmasının imkansızlığını umursamadım. O an onu seviyordum. O an hayal ettim, bunları başkalarına değil, sadece bana anlattığını, aslında onun da beni sevdiğini hayal ettim. Hayalimle birlikte o gece uzun yıllardır hiç olmadığım kadar mutlu hissettim.
O gece benim doğum günümdü, eve döndüm, uyudum. Ertesi gün boktan hayatıma kaldığım yerden devam ettim. Bana aldığı pastayı üflerken ona bakıp "hep onun yanında olmak istiyorum" diye dilek tuttum içimden.
Aradan bir ay kadar geçmeden, ona bir mektup yazdım. Görüşüyorduk, ama çok az görüşebiliyorduk. Onun için yeterliydi elbette fakat benim için durum çok kötüye gidiyordu. Aslında bilmiyordum da, sadece tahmin ediyordum, benimle ilgili ne düşündü ne hissetti hiç bilemedim tek bildiğim benim için zaman dolmuştu, gücüm bitmişti. Mektupta bunu açıkladım, zarfa koydum, apartman kapısının altından attım. Geçen onca zamanda hala mektubu alıp almadığını, okuyup okumadığını bilmiyorum.
O gece benim doğum günümdü, kapıdan beni uğurlarken el salladığında, bunun son görüşmemiz olduğunu biliyordum...
İlkbahar 2011
Eserlerimiz
0 yorum:
Yorum Gönder