Eserlerimiz

Perşembe, Mayıs 21, 2009

Türkiye'de Yükselen Lümpen Kültürü

kısa bir süreçte de olsa, uzun dönemde de irdelense gözden kaçmayacak olan, hatta herhangi basit bir gözlemcinin bile kolayca farkedebileceği, türkiye'de hızla artan ve popülaritesi de yükselen lümpen kültürünün tasvir şeklidir. burada elbette ciddi bir makale yazacak değilim, aa çılgın tespit yaptım da demiyorum, bir deneme ile makale arası bir yazı yazarak kendi gözlemimi paylaşıyorum. işin dalga geçme eğlenme kısmı bir yana, kimi zaman ciddi şekilde rahatsız da olduğun bu durumu gözler önüne sermek istiyorum. bu gözlemimi yaptığım yerler ise; istanbul (çok çeşitli ilçeleriyle), ankara, eskişehir, akşehir, düzce, afyon, kütahya, il ve ilçeleridir. bunu görmek için dediğim gibi özel bir gözlemci olup, hayatı fazlasıyla irdeleyen biri olarak, ayrıntılara takılmamıza gerek yoktur. etrafımızda, yaşayış şeklimizde ve değer yargılarımızda oluşan değişimleri, karşılaştığımız ve duyduğumuz olayları şöyle üstünkörü düşündüğümüzde bile anlayabileceğimiz bir değişimdir bu. bu artışın günümüze olan tezahürünü somut örneklerle anlatmak, yükselişin toplumsal izdüşümünü göstermek, sanırım durumu tüm çıplaklığıyla aktarabilmek için en mantıklı yol olacaktır, ben de bu yolu izleyeceğim.

bu artış ve yükseliş, yoğunlukla maalesef daha çok dar gelirli, mülksüz (proleter) sınıfa mensup insanlardan başlamıştır diyebiliriz. ama kimlerden ve nasıl başladığı çok da önemli değildir çünkü geldiğimiz noktada artık lümpenliğin sınıfı veya gelir grubu yoktur, durum bunu göstermektedir. küçük yaş gruplarından başlarsak, ilköğretim öğrencilerinin oynadıkları oyunları düşünebiliriz. eskiden, yani biz o yaşlardayken, arkadaşlarımızla birbirimize "ahkam, racon" kesmez, en fazla kertenkele keserdik, ya da en olmadı elma keser birlikte yerdik. bu noktada şunu da belirtmeliyim ki "eskiden buralar çok güzeldi, hep vişnelikti" şeklinde muhafazakar ve geçmişi öven bir tavırda olduğumun sanılmaması gereklidir. elbette eskiden de yanlışlar vardı, hem de çok fazlalardı, ama burada yapmaya çalıştığım görünümleri idealleştirerek bir kıyas yapmaktır.

neyse zaten sigaraya başlama yaşının ilköğretime inmesi, yine bu çağda yaşanan cinayetlerin ve okullarda artan "silah taşıma" oranlarının bu yükselen lümpen kültürüyle bağlantısını anlamak kimse için zor olmayacaktır. insanın gözünde elinde "kelebek" bir çakı olup, ağzında sigara ile okul duvarında oturan, "dersi asıp playstation'a gitme" hayalleri kurn bir ortaokul öğrencisi canlanması sorunu yeterince ortaya koyacaktır, işin en kötü tarafı ise bu imajinasyonun hiç de basit bir hayal olmaması, sık sık göze çarpan bir realite olmasıdır. bu ortaokul öğrencisi, küçük arkadaşımızın lisede ne yaptığını mı merak ediyorsunuz?

lümpen kültürünün günümüzde en yüksek olduğu yaş grubu lise öğrencileri veya lisede okuması gereken çocuk yaşlarıdır. "lisede okuması gereken" diyorum çünkü o yaşta lisede okuması gerekirken sanayilerde çalışan çok sayıda çocuk var. bunlara çocuk diyorum çünkü kanuni olarak onlar hala birer "çocuk". ama hayat onları nasıl bir hale soktuysa, onlar çocuk gibi düşünmüyor ve elbette çocuk gibi yaşamıyorlar. buradaki asıl sorun dar gelirlilik, fırsat eşitsizliği ve adaletsiz gelir dağılımı gibi konular gibi gözükse de, toplumdaki yoksulluğun sebebi bunlar olmasına rağmen bu grupta yükselen lümpenizm tamamen bu etmenlerden bağımsızdır. işte lümpen kültürünün yükselmesi derken de bunu kastediyorum zaten, eskiden de dar gelirlilik vardı, ama bu kadar yoğun bir lümpenizm yoktu. yani kıroluk yoktu, magandalık yapmak, vandallık yapmak yoktu.

suçlamamız gereken birileri veya bir şeyler var elbette, ancak bu suçlamanın hedefi tamamen tahmini olacaktır ve bundan sonra "liseliler" olarak tabir edeceğim lise çağındaki çocukları nasıl etkilediğine de bu şekilde bağlamak istiyorum. bence suçlu tamamen medyadır. evet bence durum bu kadar basit. suçun en büyüğünü de kurtlar vadisi'ne buluyorum, çünkü kim ne derse desin ortalama bir lisede kurtlar vadisi izlemeyen liseli yok gibi bir şey. bunu da gözlemlemek için çok yakın kaynaklarım olduğunu belirtmek isterim. özellikle liselilerde, ergenlik çağının mantıklı bir yansıması olarak ortaya çıkan "özenme" durumu, günümüzde ister istemez televizyon kaynaklı olmaktadır. işte belki de sadece bu yüzden televizyon yayınları çok ciddi denetlenmelidir, ama bunu kim duyar, hele ki bu lümpen kültüründen nemalanan siyasetçiler varken...

polat alemdar, çakır, adanalı, ve daha hatırlayamadığım yüzlerce rol model varken, liselilerin gidip discovery channel'da belgesel çeken bir adama özenmesini beklemek zaten büyük naiflik olur. ergenliğin getirdiği o anlamsız öfke, hormonların çıldırmışlığının sebep olduğu şiddete meyil ve bir de varsa dar gelir grubunda olmanın getirdiği aşağılık kompleksi birleştiğinde, kemerinde silah saklamak, ve etrafındaki diğer arkadaşlarına bu şekilde hava atmak elbette ki o yaşta biri için en kolay çözüm olacaktır.

burada dar gelirliliğin getirdiği ezikliği besleyen aptal magazin programları da ikinci büyük suçludur elbette. yukarıda bahsedilen durum daha çok erkek çocuklarını etkilese de, magazin programları hem kızları hem erkekleri çok derinden etkilemektedir. oralarda gösterilen "müthiş" hayatlar, varlıklı olmanın özendirilmesi ve hepsinin "çok mutlu" gösterilmesi, dertsiz tasasız bir hayat hayali yaratmakta, bu da toplumun her kesimini etkilese de özellikle bu tarz etkilere daha açık olan liselileri daha derinden etkilemekte, onları daha fazla özendirmektedir.

bunun yansıması olarak kısacık etek giyen kızlar, onlara laf atan tesbih sallayan erkekler ve bu durumdan rahatsız bile olmayan iki taraf ortaya çıkmaktadır. genç kız bu durumdan içten içe mutlu olarak, genç erkek de lümpenliğinin doruğunu yaşayarak, çift taraflı bir tatmin doğmaktadır. cebinde süper telefon taşımak için oradan buradan para bulmaya çalışan, marka ayakkabı giymek isteyen bir genci, kim o hale getirmiş olabilir ki? etmenleri bir tarafa bırakacak olursak, sonuçlar daha da net şekilde görülebilmektedir. özellikle de geçmişle kıyaslama yaparsak.

çok basit ve vurucu bir örnek vermemiz gerekirse, artık şu günlerde hangi genç kızımız, yine kız arkadaşlarıyla gittiği bir halk plajında, hiçbir rahatsız edici bakış altında kalmadan veya taciz edilmeden, bikinisini giyerek denize girebilir? çok net söylüyorum bunu artık hiç kimse yapamaz. beyaz donla denize girenler bile, artık çırıl çıplak denize girenler görüldükten sonra normal karşılanır olduysa, bu işte bir terslik var diye düşünmemiz doğaldır. örnekte de belirtildiği gibi, lümpen kültür doğduğu ortamda normal karşılansa bile, bu kültüre ait olmayan diğer tüm insanları rahatsız etmektedir.

konu sadece kadın hakları meselesine de bağlanmaya gereksinim duyulmadan, erkekleri de oldukça rahatsız edebilmektedir. bakın belki şahit olması zor bir durum ama erkeklere laf atan kızlar, yine erkekleri taciz eden kızlar var bu ülkede! şimdi ben çıkıp da "ya ben taciz edildim çok seksiyim" demiyorum, ama böyle bir durum yaşadım mı, evet, ve yaşayan başkasını da duydum. durumun sadece erkekler cephesinde bir yükseliş olmadığını gösteren en önemli başka bir örnek de, liselerde yaşanan kavgaların, artık erkekler arasında olmaktan çok kızlar arasında cereyan etmesi gerçeğidir. erkeklerden hiç de geri kalmayacak şekilde kızlar, içine silahların bile karıştığı yaralama olaylarına sebep vermektedirler, ve bu olayların sayıları artacak gibi de değildir. milli eğitim bakanlığı müfredat değiştirmekle dursun, liseler gerçek anlamda kana bulanmaktadır.

ilkokulunda veya lisesinde özel güvenlik sistemleri ve güvenlik elemanı bulunmuş olan kaç kişi vardır? şu sıralarda lisede veya ilköğretimde okumakta olan herkes bu soruya evet şeklinde cevap verecektir, ancak yaşı 20 ila 25 olan insanların yüzde 90'ının cevabı hayır olacaktır, çünkü bu kimselerin okul yıllarında okulda bir kavga çıkması çok büyük bir olaydı ve olayın olduğu okullar hemen dikkat çekerlerdi. günümüzdeki "adi" yaralama olayları, alışıla gelmiş çete kavgaları, ve uyuşturucu madde satıcısı lise öğrencileri düşünüldüğünde, birbirini yumruklayan birkaç lise öğrencisi melek gibi kalmaktadır. ezilmişliklerinin suçunu kusmak isteyen lümpenler, sosyal hayatlarının tamamında bu durumu doyasıya yaşamaktadırlar. paraya kıyıp aldığınız gözlüğünüzle sesli sesli dalga geçmekten geri durmazlar, yanınızda bir kız arkadaşınız olduğu zaman diken üstünde durursunuz, acaba biri bir şey söyleyecek, veya yapacak mı diye. gittikleri mekanlarda gürültü yaparlar, size bile sataşırlar yeri gelince, rahatsızlığın ve tacizin her halini görebilirsiniz bu kimselerden. bundan kaçış da elbette, lümpen kültürünün giremeyeceğini düşündüğünüz pahalı mekanlar veya semtlerde sosyal hayatınızı biçimlendirmek olacaktır ama bu lümpen olmayı reddeden, orta gelirli bir öğrenci için oldukça zor olacaktır. ama sırf, en azından kafanız rahat olsun diye bu seçeneğe yönelirsiniz.

sonuç olarak belirtmek istediğim şey; yukarıdaki dinamikler sonucunda lümpen kültürü ile toplumun diğer kesimleri arasında oluşan uçurum ve kutuplaşma olgusunun derinleşmesidir. bu derinleşme coğrafi olarak ayrılma, sosyal olarak ayrılma ve elbette siyasi olarak ayrılmaya yol açacaktır. bu da elbette günümüzde hepimizin oldukça farkında olduğu "elitist chp, halkçı akp" yanılgısına sürükler insanları. bu yanılgı gün geçtikçe azalır gibi görünmemekte, aksine yukarıda bahsedilen derinleşmeyi körüklemektedir. durumun diğer bir körükleyicisi de elbette siyasilerin bizzat kendileridir, siyasetlerini bahsedilen kültürler üzerinden inşa eden siyasiler, kutuplaşma var oldukça iktidarda olabilecekleri için, bu ikiliği giderme yollarını düşünmemektedirler bile.

özetle; yaşadıkları durumdan haklı olarak hiç de memnun olmayan kesimler, televizyondan izledikleri ve çok özendikleri o "büyülü" dünyanın mensuplarına karşı çok öfeklidirler ve durumlarından kimi zaman örtük, kimi zamanda açıkça onları sorumlu tutmaktadırlar. bunun dışavurumu da mantıklı olarak iki "grubun" kesiştiği ve etkileşimde bulunduğu sosyal hayatta gerçekleşmektedir. hangi cinsiyetin mensubu olursak olalım, artık hiçbirimiz sosyal hayatlarımızda rahat değiliz. işin ilginç tarafı bunun her iki taraf için de geçerli olmasıdır. yani hem "elitler" lümpenleri, "kendi bölgelerine" girdiklerinde ezmektedirler, hem de lümpenler yeri geldiğinde, azıcık giyimi düzgün biriyle dalga geçmekten geri durmazlar. dalga geçmenin öfkeyi yansıtmanın farklı bir türü olarak düşündüğümüzde, iki tarafın da bu tutumu farklı bir boyut kazanacak ve daha akla yatkın hale gelecektir.

"yukarıdaki yazıyı bir sözlüğe yazdığım için tamamen küçük harften oluşmaktadır, sonradan da düzeltmeye resmen erindim... böyle de anlayınız..."


Devamını Oku!

Komik Bir Şey Varsa Birlikte Gülelim

Biz Kaç Kişiyiz