Japon olanı değil de avrupa-amerika olan versiyonunu takip etmek gerçekten çok keyifli. Mainstream giyime aykırı bir durum da var. Tabi ki burada modadan bahsediyoruz, mainstream'den kopmak imkansız çünkü bu işin doğasında bir stream var. Elbette iki farklı görüş ortaya atılabilir, geldiğimiz noktada (veya yakın gelecekte) street fashion, ana-akım markaları etkileyebilecek midir, yoksa hala (ve ileride de) sokak modası ağırlıklı olarak moda ikonu markaların, tasarımcı ve tasarımların varyantları olarak mı kalacaklar, şüphesiz bunu ilerleyen zamanda öğreneceğiz.
Burada asıl düşünülmesi gereken iletişim kanallarının çoğalması ile nasıl ana-akım medya eski başat rolünü kaybetmişse, markalar, bunların yüksek reklam bütçeleri ve akıl almaz pazarlama stratejileri; internetin (burada bloglar ve bilimum sosyal paylaşım [networking] sitelerinden bahsediyorum) yıkıcılığı ve sınır tanımazlığı ile büyük ölçüde güçsüzleştirilmiş hale gelebiliyor. Kaldı ki moda zaten çoğunlukla gözle görüldüğünde yayılan bir mem, meta. Burada gözle görülen şeyin niteliğinden çok nerede görüldüğü değişiyor, yani artık sadece lüks marka vitrinleri değil sunulan, aynı zamanda bu sosyal paylaşım sayesinde bir bilgisayar ekranı ve elbette sonuç olarak sokakların kendisi.
Bu konuda türkiye'de de güzel gelişmeler var ve açıkçası yurtdışını, avrupayı ve amerikayı çok yakından takip ediyoruz diyebilirim. Zaten bu ülkede var olan tekstil çeşitliliği geleneği bunun en büyük yardımcısı. Yani avrupanın büyük kentleri dışında ciddi ciddi yerel bir butik bulmak zor, kentlerde bile büyük markalar hepimizin bildiği üretim fonksiyonları ve ölçek ekonomileri sayesinde akıl almaz şekilde fiyat kırarak neredeyse 200 yıl içinde bahsettiğim butikçiliği kökünden kazıdılar. Bizde ise özellikle olduk olası dokuma ve dolayısıyle tekstik sektörü hep var olduğu ve uyduruk da olsa üretim yapan kobiler, büyükçe atölyeler varlıklarını sürdürebildikleri için türkiye sokak modası için uygun bir ortama sahip, tek-tipleşmekten nispeten uzak. Ek olarak; türk hayat tipinde "sosyete pazarı" ve diğer semt pazarı anlayışının varlığı da sokak modası için bu ülkeyi inanılmaz verimli bir tarla haline getiriyor. Bu pazarlar yine büyük markalardan uzak, çok kaliteli olmayan ancak oldukça ucuza müthiş bir çeşitlilik sunan ortamlardır.
Şimdi elbette burada yine de büyük markaların ağırlığına ve korudukları snob etkisine değinmek gerekli. ancak sokak modasının güzelliği de tam olarak burada ortaya çıkacaktır. Büyük markalar; "sadece bizden giyinip çıkın, ilgi çekin" üzerine reklam yaparken sokak modası tam olarak da bu yapıyı sökerek, kalıpları bozarak "ben aynı markanın aynı kıyafetini giyen yüzlerce insandan biri olmak istemiyorum, ben benim, ve kendi estetik anlayışımım" diyor ve büyük markaları basit birer aksesuara çeviriyor. Başta değinmek istediğim nokta şuydu, sokak modasının kombinlerinde genelde şunu görüyorum, farazi; 5 parçalık bir kombinin 1 parçası yine bahsettiğim ana-akım markalardan, (zara, mango etc) oluyor, ama bunun yanında mutlaka ya vintage kıyafetler ve aksesuarlar, ya da pazardan alınmış kıyafetler tamamlayıcı unsur oluyor. Böylece de sokak modası tam olarak kendini yaratmış oluyor, maliyetleri düşürerek herkesin sahip olabileceği, tek amacı gösterişli gözükmek değil, kendi zevkini yansıtmak olan bir moda anlayışı, popülerleşmeden sokağa ve kitlelere inebilmiş bir stil realitesi.
Facebook, kişisel blog çeşitliliği, (tumblr, wordpress, blogspot), lookbook.nu gibi sitelerin yükselişi, bu yöndeki kullanılmasının yaygınlığı, modern kapitalist şehirli insanların burada saymakla vakit harcamayacağım sebepler yüzünden yalnızlaşmasının sonucu olarak "ben buradayım" diye haykırma isteği ve tekdüzeliğe karşı direnci ve kendini bir şekilde, her şekilde ifade etme arzusunun artmasıyla da bağımsız düşünülemeyecek kadar girift bir konu.
Benim nazarımda sokak modası, internet çağının dolayısıyla küreselleşmenin yapısökümcü niteliğinin en gözle görülebilir hususlarından biri ve sosyal medya kadar irdelenip, incelenmesi gereken bir fenomen.
Devamını Oku!
Eserlerimiz