Eserlerimiz

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Noktaları Birleştirmek Üzerine

… Bazen öyle şeyler olur ki, akıntıya karşı yüzdüğün hissine kapılırsın. Gündelik hayatın monotonluğu bir tarafa; uğraştığın, didindiğin, planlar kurduğun durumlar, nasıl oluyorsa hep son anda bozuluyor gibi gözükür gözüne. Kimi zaman gelmeyen bir otobüs ve senin geç kalışın, kimi zaman da tam aksine, her defasında dakikalarca beklediğin otobüs, bu sefer duraktadır, tam da senin geldiğin anda...

Önce mutlu olursun, evet dersin, işte oluyor, sonunda gerçekten planlarım, hayallerim gerçekleşebilecek, otobüsün erken gelmesi de bunun işareti diye düşünürsün. Her zaman işaretleri görmeye alışık olan gözlerin bunu da görür ve o yolculuğun nasıl geçtiğini anlamazsın…
Ama noktaları birleştirmek, maalesef hayat söz konusu olduğunda geriye doğru mümkün olabiliyor sadece. Küçükken oynadığımız oyunlarda vardır ya hani, noktalarla dolu bir sayfa, ve noktaların üzerinde sayılar bulunur. Bir numaralı noktadan başlayıp sırayla birleştiririz noktaları… Çocuk aklıyla ne heyecanla doldurmuştun hepsini. Ortaya çıkan resme bir de şöyle uzaktan bakıp kendi eserinle nasıl da gurur duymuştun… Etrafındaki büyükler anlamamıştı bu hislerini, onlar için bu sadece bir oyundu ve noktaları kalemle birleştirmeden de ortaya çıkacak resmi gözlerinde canlandırabiliyorlardı çünkü. Fakat tabi ki hayat bir çocuk oyunu değil. Aslında ne garip değil mi? Bunu söylemek çok saçma çünkü hayatı bir çocuk oyunu üzerinden anlatıyorum sana, ama yine de hayat çocuk oyunu değildir diyorum. Hayır, fikrimi değiştirdim, hayat gayet de güzel bir çocuk oyunudur. Hatta rahatlıkla diyebilirim ki birçok oyunun birleşimidir. İlişkiler; evcilik, kadercilik; nokta birleştirme, işaretleri görebilme; resimdeki 7 farkı bulunuz ve daha niceleri... Ama çok ciddi bir fark var, bunu sen de sezdin değil mi? Küçükken oynadığımız oyunlarda kurallar ya belliydi, ya da biz koyardık. Keyfimize göre değiştirir, istediğimiz olmayınca da mızıkçılık yapar, oyundan kaçardık…
Bunu yüzünde hafif acı bir sırıtmayla okuduğunun farkındayım. Hayatın hiç de böyle olmadığını sen de görebiliyorsun artık. Ne kuralları değiştirebiliriz ne de içinde olduğumuz oyunun kurallarının bilincinde olabiliriz. İşte gerçek hayatta noktaları birleştirmek de biraz farklı oluyor bu durumda. Dediğim gibi, gerçek hayatta noktalar sadece geriye doğru birleştirilebilir. Yani sadece, ama sadece yaşadığımız andan itibaren, geçmişimize doğru olan adımlarımızı birleştirebiliriz. Davranışlarımız ve başımıza gelen olaylar arasındaki nedenselliği ancak oturup düşündüğümüzde anlayabiliriz. Hayat öyle gelişigüzel, öyle doğaçlama bir oyundur ki, oynarken aktörler bile ne yaptıklarının farkında olmazlar. Gel gör ki, aktörler farkında olmasa da, her adımımızda, sebep ve sonuç ilişkisi vardır ve her sonuç bir sonrakinin sebebi olur. Sen de bunu ilişkiyi işte o anlarda anlayabilirsin ancak. Yastığa başını koyduğun o anlar… Gece’nin şiirselliği, hareketli geçen günün ardından gelen tatlı yorgunlukla birleşince uykuya dalana kadar geçen o sürede, yaşadığın günü bir kez daha film gibi izlersin. Ancak bu şekilde noktaları tam ve doğru olarak birleştirebilirsin zaten. Gözünü kapattığın saniyeden geriye doğru bir yolculuktur noktaları birleştirmek. Ancak noktaları yavaş yavaş fark edersin. Aslında noktalar hep oradadır elbette ama diyorum ya, gören gözlerle bakabilmen gerekir. Geriye doğru gidersin usulca… Önce yaşadığın son olay, sonra onun öncesi, sonra onun öncesi… Ve evet, artık bulanıklaşma kalkıyor değil mi? Otobüsün o anda orada olması, O’nun tam da o anda, O’na göre anlamsız, sana göre “yanlış zamanda yanlış yerde” olması, otobüsün hiçbir durakta durmaması, trafiğin ilk defa sıkışık olmaması…
Varoluşçuluğun en sevdiğim varsayımlarından biri de tam bu noktada devreye giriyor. Hayatlarımıza tepeden baktığımızda, yani anlatmaya çalıştığım şeyi; noktaları birleştirme işlemini yapmaya en yakın olduğumuz zamanlarda, aslında kurduğumuz planlar ve hayaller karşısında, kadere karşı ne kadar çaresiz olduğumuzu hissederiz. Çaresiz olduğumuz kadar da edilgen yaşarız bir bakıma. Yaşadığın olaya bir bak, otobüsün erken gelmesi ya da trafiğin açık olması, yaşadıkların üzerinde senin kesinlikle hiçbir etkinin bulunmadığının açık kanıtı. İşte varoluşçu filozoflar da buradan hareketle düşünce sistemlerini kurmuşlardır. İnsanlar, bu dünyada yaşayan herkes, her saniye, her dakika etkileşim içindedir. Her birimiz yaptığımız seçimlerle önce kendi hayatımızı, ardından da tüm insanlığın kaderini belirleriz. “Kelebek Etkisi” teorisi de bu düşünceyle paralellik gösterir. Senin o gün yaşadığın her şey, o anda orada olmanı sağlayan her etken - ki bunların bazıları senin seçimin birçoğu da başkalarının seçimiydi – planlarını gerçekleştirmeni önledi…
Noktaları birleştirdin diyelim, evet geriye doğru gittin ve her şeyin başladığı noktaya kadar dönebildin diyelim, hatta yatağından fırladın ve hızla bunu birine anlattın diyelim. İyice ileriye gidip arkadaşlarının da seninle hemfikir olduklarını varsayalım. Ee, her şey bitti mi sanıyorsun? Elbette hayır, şimdi önünde çok daha zor bir yol var. Asıl kafanı kurcalayan noktaları nasıl birleştirdiğin değil, birleşen noktaların oluşturduğu şekli yorumlamak ve noktaların nasıl devam edeceğini kestirebilmektir. İnsanlığın en büyük kaygısı gelecek olmuştur zaten. Kimse farkında olmasa da onları hayata bağlayan şey de gelecektir. Kimine göre gezip tozmak, kimine göre gelecek yaz tatile gidebilmek, kimine göre iyi bir sevgili bulmak, aile ile geçirilecek uzun bir ömür hayali vs vs vs… Görüyorsun ya bu cevaplar birbirlerinden tamamen farklı görünse de özlerinde tamamen geleceğe odaklı. Yani özde insanı hayata bağlayan tek şey umuttur, ertesi günün veya ertesi mevsimin daha güzel olacağına inancın veya umudun…
İşte noktaları birleştirmek de geleceğe yönelik tahminler yürütmede işine yarayabilir. Ya da sen öyle sanarsın çünkü aslında hiçbir işe yaramaz. İşaretleri görebildiğin için kendinle gurur duyarsın, hatta bir çeşit mistik anlam yüklersin kendi kendine, ama baştan itiraf edelim, beklenen Mesih veya seçilmiş kişi değilsin. Ama başıboş bir koyun da değilsin. Elbette yaşadıklarının kozmik düzende büyük bir etkisi var, bunu biraz önce varoluşçulardan örneklerle belirttim. Evet bizi koruyan bazı varlıklar var, buna inanmayı istediğini biliyorum ve ben de sonuna kadar inanıyorum. İslam’daki “tevekkül” inancının biraz yoğrulmuşu diyebiliriz bunun için. Her şeyin ters gittiğini düşündüğün anlarda hissettiğin hayal kırıklığı ve çaresizliğin ne kadar üzücü olduğunu biliyorum. İstediklerini elde edememiş olmanın getirdiği mutsuzluk bir yana, hayatını sorgulamaya da başlarsın. Ancak bir de şöyle düşün: İstediğin anda istediğin şeylerin olması, ya gerçekte senin iyiliğine değilse? Yani buna inanmak çok mu zor, sonuçta gelecek hepimiz için karanlık, hayat hepimiz için aynı karanlık koridor ve hangi yolun doğru yol olduğunu asla bilemeyiz. Sen o anda orda olmayı çok istemiş olabilirsin, O’nun da orada olmasını yürekten istemiş olabilirsin, ama ya o an, doğru zaman değilse? İşte bunu asla bilemezsin. Üzerinde büyük bir yük varmış gibi gelebilir, bu tamamen farklı bir konu, ama hayata dair duyduğun öfke ve kaderin keskin kılıcı altında ezilmeyi reddetmen… Bunlar, üzerinde biraz daha düşünmen gereken konular. Bizim için doğru olan sanki hep bizim istediğimiz şeyler gibi gelse de, gerçekten olmayabilir. Buna inandığını biliyorum. Sen bireyci bir ateist olamayacak kadar gören gözlerle bakıyorsun bu dünyaya. Ayrıntılara dikkat edişin seni bu noktaya getirdi. O küçücük, hiç kimsenin fark edemediği ayrıntılarda nasıl her saniye mucizeler olduğunu anlayabiliyorsun. Önemli olan bakmak değil, görmektir zaten. Bir trenin camından dışarıyı izlerken kimi insanın hiçbir şey görmediği, birçok insanın uyuduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ama onları bırak da uyusunlar, sen yıllar önce uyandın ya, o da yeter zaten.

0 yorum:

Komik Bir Şey Varsa Birlikte Gülelim

Biz Kaç Kişiyiz