Herkesin ortaokuldan sonra, daha az şanslıların ise üniversite yıllarıyla beraber kavradığı gibi tarih MEB ders kitaplarında yazanlardan ibaret değildir. Üstüne üstlük tarih, o kitaplarda yazanlardan çok daha farklı bir seyir izlemiş, bu sebeple o taze dimağlarımıza ilk sokulan bilgiler neden-sonuç ilişkilerini alt üst etmiş, ya da bu yanlışların en kestirme ve yaygın biçimi olarak ‘nesnellikten uzak’ yazılmış olabilir. Bunun Türkiye’ye özgü örnekleri ise saya saya bitmez: Selçukcuk, Osmancık; sen-bu-oyundan-çık…
-Almanya yenildi diye Osmanlı’nın da yenik sayılması,
-Cengiz Han’ın aynı anda hem Moğolların hem de Türklerin dedesi olması,
-Baltacı Mehmet Paşa’nın uçkur davası yüzünden Prut Savaşı’nın kaybedilmesi,
gibi…
Bu tip yanlış kanıların dünya tarihinde geçen bazılarından, sıkılmayacağınızı da umarak naçizane küçük notlarımla birlikte örnekler vermek isterim:
1)Çin Seddi’nin Ay’dan bile görünebilmesi:
Yahu Allah aşkına, böyle bir şey olabilir mi? Ay dede dediğin buradan 385 bin km uzakta bize hiç yüz çevirmeyen güleç bir amca. Bu amcanın gözleri o kadar hasta ve yorgun ki, topu topu 10 metre eninde ve çevreleyen duvarları da aynı renk olan bu yalnızca ve yalnızca insanın dünyevi boyut algısı için devasa olan duvarı görmesi mümkün değil. Valla değil! Bir de şöyle bir şeyler söyleniyor ki o daha da vahim: Çin Seddi uzaydan görülüyormuş… Yahu iyi de uzayın neresinden be adam? Hani, biz de sonuçta uzaylı değil miyiz, hepimiz aynı boşluğun(!) doğurduğu yaratıklar değil miyiz gibi felsefe yapma noktasına götüren düşünceler alabilir başınızı. Öyle değil midir ama burnunun ucu da uzayda, bilmem ne galaksisinin bilmem ne kara deliği de uzayda… İkisi de göremezsiniz, o ayrı…
2) Sindirella’nın sihirli pabuçlarının camdan olması:
9. yüzyıla kadar uzanan geçmişiyle en köklü ve güncel kalmayı başarabilmiş masallardandır sindirella. Şu ana kadar da toplamda 500’ü bulan uyarlamasıyla tarih boyunca ne kadar popüler kaldığını da kanıtlamıştır. Çok gereksiz bilgi farkındayım ama size bir sır vericem: sindirella’nın kralın şatosuna baloya giderken giydiği ayakkabılar cam değilmiş, altınmış altın… Bunun sebebi de 1697’de Charles Perrault tarafından yazılan uyarlamasında bir sözcüğün önceki uyarlamalardaki bir sözcükle karıştırılıp yanlış yazılması.
3) Âdem Elması
Elma nerden çıktı bilmiyorum ama bizim lisedeki felsefeci buna ‘’Âdem Kabağı’’ diyordu. Biz de adamla dalga geçmiştik, kırk gün kırk gece gülüşmüştük. Meğer adamın bir bildiği varmış… Korkmayın, söz konusu meyve kabak değil ama bizim hoca en azından elma olmadığının farkındaymış. Sağlam denilebilecek hiçbir kaynakta malum meyvenin elma olduğu yazmıyor. İncil’in ilk kısmı olan dünyanın yaratılışı (Genesis) bölümünde ‘’cennetin bahçelerinin içindeki bir ağacın meyvesi’’ diye bahsedilmektedir. Bazı İncil düşünürleri de bu meyvenin Âdem ve Havva’nın üzerlerinde yaprakları olması açısından ‘’incir’’ olabileceği kanısına varmışlardır. İslam âlimleri ise bu meyvenin, ya da her neyse yiyeceğin, ‘’buğday’’ ya da ‘’üzüm’’ olabileceğini öngörmüşlerdir. Peki, tüm bunlara rağmen neden hala elma kurban edilmiştir, orasını Allah bilir. Bence olay şu: ‘’Yeryüzünün bu ilk çifti incir çekirdeğini doldurmayan bir nedenle altından ırmaklar akan cennetten soğuk, ıssız ve çorak dünyaya gönderilmiş’’ demesin millet diye elma uydurulmuş. Şimdi karar veremedim ben; şu er bünyenin gırtlağının ortasında takılmış kalmış olan Âdem İnciri mi yoksa Âdem Kabağı mı? Sizce?
4) Roma yanarken Neon’un keman çalması:
M.S 64’de Neon kendi sarayının yakınlarında bir yangın peydah etmiş ve sonra hiç utanmadan, sıkılmadan, üşenmeden, yakınlardaki Maecenas Kulesi’nin üzerine tırmanarak kemanını çalıp, bir yandan arya söylemiş, bir yandan da ayakları altında yanan Roma’yı izlemiş. Külliyen yalan… Bir kere, bu olayın olduğu tarihte daha keman icat olmamış. İkincisi bu neon o kadar gaddar bir kral olmasına ve kendi öz annesini metres edinmesine rağmen kundakçı da değilmiş hani, o kadar da değil(!); yangın çıktığında 45 km uzakta Antium’daki villasında kuzu kuzu şömine ateşini izleyip cumartesi marka kırmızı şarabını yudumluyormuş. Keza yangını duyunca ‘’eyvah’’ demiş ve tulumbacıların hummalı yangın söndürme çalışmalarına katılmış bizzat. Yangından sonra aç kalanlara ekmek, evsiz kalanlara ev vermiş. Nero’nun Roma’yı yakıp yakmadığı halen tartışılır ancak yüzsüzlüğe vurup böyle fütursuzca bir davranışta bulunması çok mantıksız. Yaptıysa da helal olsun, ‘’large’’ adammış.
5) Bayan Godiva’nın çıplak at turu
Orta Çağlarda internet icat olunsaydı bile Google’a ‘’Lady Godiva’’ yazınca hatunun at üstünde çıplak fotoğrafları gelmezdi. Çünkü 11. yüzyılda İngiltere’nin Coventry vilayetinde böyle bir olay hiç yaşanmadı. Neymiş efendim, bayan godiva mercia kontu olan kocasının halka yüklediği ağır vergilerden çok dert yanmış, kocasına rica etmiş azaltsın diye, kocası da ‘’bak camiye kadar değil, mahallenin tüm sokaklarını at üstünde çıplak gezersen dediğini yaparım’’ demiş. Lan ‘’mercia’’ kontu, memleketini adamı ol da az ‘’merhamet’’ et,afedersin de gavat mısın sen de hanmını öyle milletin içine anadan üryan salıveriyorsun. Sokağa çıkma yasağı koymuş bir de uyanık, kim bilir kaç tane çilli ergen hatuna kapı deliğinden bakıp şevkle doldu. Evet, bunlardan biri de efsaneye göre ‘’peeping tom’’ imiş. Sözde beline kadar gelen upuzun saçları mahrem yerlerini örtmüş ama buna ancak kadir inanır. Bunun fantezisi yeter be! Velhasıl-ı kelam, böyle bir olay yok. Olaydan 200 yıl sonra ilk defa konuşulur olmuş böyle bir efsane.
Eserlerimiz
0 yorum:
Yorum Gönder